Devlet İhalelerinde Kooperatif Devrimi Teknoloji dünyası, yapay zeka ve robotik otomasyonun sınırları zorladığı yeni bir çağın kapılarını sonuna kadar araladı. Artık bu süreç bir gelecek projeksiyonu değil, bugünün somut bir gerçeğidir. Akıllı algoritmalar, otomasyon sistemleri ve dijital dönüşüm, kamu bürokrasisinden operasyonel süreçlere kadar devlet mekanizmasının her çarkına entegre olmaktadır. Ancak bu teknolojik sıçrama, kaçınılmaz bir sosyal ve ekonomik soruyu da beraberinde getiriyor: Devlet makamlarında meydana gelecek olan istihdam fazlalığı nasıl yönetilecek?** Klasik iktisat teorileri, otomasyonun getirdiği istihdam fazlalığı karşısında acımasız bir refleks sergiler: Maliyetleri kısmak adına işten çıkarmalar yapmak ve insanı sistemin dışına itmek. Oysa bu yaklaşım, toplumsal barışı dinamitleyen ve ekonomiyi derinden sarsan mikrobik bir anlayıştan ibarettir. Kriz durumlarında ve teknolojik dönüşüm süreçlerinde ilk feda edilenin “insan emeği” olması, kalkınmanın ruhuna aykırıdır. Unutulmamalıdır ki, insan odaklı kalkınmayı düşünmek veriye can verir. Peki, devlet aygıtındaki bu kaçınılmaz iş gücü fazlası, insan onuruna yaraşır bir şekilde nasıl katma değere dönüştürülebilir? Çözüm, sermayenin belirli odaklarda toplandığı vahşi rekabet düzeninde değil; daha adil dünyanın temel taşlarından olan kaynakları paylaşma ve sermayeyi tabana yayma modelinde gizlidir. Bu krizin en kalıcı, en adil ve en insani çözümü, devlet ihalelerinin doğrudan kooperatiflere verilmesidir. Bugün devlet ihaleleri, genellikle sermaye gücü yüksek birkaç büyük holding veya tekel arasında bölüşülmektedir. Bu durum, zenginliği dar bir zümreye hapsederken halkı sadece ücretli köleliğe mahkum etmektedir. Teknolojik dönüşümle birlikte boşa çıkan kamu iş gücü, devlet eliyle teşvik edilecek ve yapılandırılacak üretim, hizmet ve tarım kooperatiflerine entegre edilmelidir. Devlet, devasa bütçeli kamu ihalelerini ve projelerini bu kooperatiflere tahsis ederek yeni bir sosyal devlet modelini inşa edebilir. Bu modelin hayata geçmesi, toplumda köklü bir zihniyet ve refah devrimi yaratacaktır: İşçi Değil, Hem Ortak Hem İşçi: Kooperatifleşme sayesinde insanlar sadece başkasının zenginleşmesi için çalışan birer iş gücü olmaktan çıkar; üretilen değerin, kazanılan ihalenin doğrudan ortağı olurlar. Sermayenin Tabana Yayılması: Kamu kaynakları, ihaleler yoluyla bir avuç elit yerine, binlerce insanın paydaşı olduğu kooperatifler üzerinden doğrudan halkın cebine ve yerel kalkınmaya akar. Tam İstihdam ve Sosyal Teminat: Yapay zekanın kamuda boşa çıkardığı nitelikli veya operasyonel iş gücü, kooperatiflerin sınırsız üretim sahalarında eritilir. Kriz anlarında veya teknolojik dönüşümlerde “işten çıkarma” bir seçenek olmaktan tamamen çıkarılır. Yapay zeka ve robotlar üretimi hızlandırıp maliyetleri düşürebilir, ancak bir robot asla adil bir bölüşüm yapamaz, toplumsal huzuru inşa edemez. Ticaretin ve iktisadın merkezine ahlakı ve insanı koymak zorundayız. Komşusu açken tok yatmayı içine sindiremeyen bir medeniyetin varisleri olarak, teknolojiyi insanı yok etmek için değil, insanı yüceltmek için bir araç kılmalıyız. Devlet ihalelerinin kooperatiflere verilmesi, sadece bir istihdam politikası değil, daha onurlu bir kalkınmanın manifestosudur. Rakamların ve soğuk istatistiklerin tapıncılığından kurtulup insan merkezli bir geleceğe yürümek zorundayız. Çünkü çok iyi biliyoruz ki;paylaşarak zengin olmak en istikrarlı büyümedir. Para, makam ve teknolojik güç gelip geçicidir; ancak adaletle yoğrulmuş bir toplumsal sistem inşa edildiğinde, para bitse de itibar kalır.
AK Partili Mustafa Tunç’tan bayram mesajı
AK Parti Seyhan ve Adana Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Mustafa Tunç, dini ve milli günlerin, Türk milleti için çok anlamlı...






